Öğr. Gör. Gürcan Özkan


E-posta : gurcan@gurcanozkan.com, gurcanoz@gmail.com, www.gurcanozkan.com

Bulgaristan’ın Kircaali şehrinde doğdum. 1972 yılında ailemle Türkiye’ye göç ettik. İstanbul, Adapazarı ve İstanbul-Kartal’da ilk, orta ve lise eğitimini tamamladım. Lise yıllarında GIRGIR Dergisi’nde karikatürist olarak çalışmaya başladım. Eski adıyla Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu - Grafik Sanatlar Bölümü’ne birincilikle girdim. Bu arada yeni adı Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olan okulumda seçmeli ders olarak illüstrasyona ağırlık verdim. Okul yıllarında Radar Reklam’da Sanat Yönetmeni ve İllüstratör olarak çalıştım. 1985 yılından itibaren serbest illüstratör olarak çeşitli kurum ve ajanslara çalışmalar yapmaya başladım.1986 yılında Leman Dergisi’nin kuruluşunda yer aldım.1991 yılından itibaren HIBIR Dergisi, İletişim Yayınları, Nokta Dergisi, Ekonomik Panorama, LİMON Dergisi, Tempo dergilerinde kapak ve karikatürler çizdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümünde 2 yil İllüstrasyon dersleri verdim. Kadir Has Üniversitesi ,Doğuş Üniversitesinde seminerler ve Bilgi Üniversitesi. Yeditepe Üniversitesinde Grafik Resim ve Bilgisayar Destekli Tasarım dersleri verdim. Bilkom Dijital “Wacom” İntius 4 tabletin Türkiye lansmanında dijital artist olarak görev aldim.

Halen Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım Bölümü’nde Dijital İllüstrasyon dersi veriyorum. Ağırlıklı olarak Reklam ajanslarına hizmet veriyorum. Karakter tasarımı, storyboard, conceptboard, illüstrasyon ve foto manipulasyonlar yapıyorum. 93 ‘ten beri bilgisayar destekli illüstrasyonlar yapıyorum. Serbest illüstratör-tasarımcı olarak çalışmalarıma devam ediyorum.

 

Röportaj

-Gürcan Özkan, Teknolojik gelişmeler açısından bakıldığında en büyük uçurumu deneyimlemekte olan nesillerden birinin mensubusunuz. 1963 yılında dünyaya geldiniz, Türkiye'de ilk televizyon yayını yapıldığında 5 yaşındaydınız. İlk renkli televizyon yayınını ise 1976 yılında izleyebildiniz. Kişisel bilgisayarlar, cep telefonları, taşınabilir aygıtlar, dokunmatik ekranlar derken 2008 yılına geldik. Teknolojinin varla yok arasında olduğu o dönem ile, hayatın her alanına girdiği bugünkü ortamı karşılaştırdığınızda ilk olarak aklınıza neler geliyor? İnsan ilişkilerinin iki zaman dilimi arasındaki farklılığını hissettiğinizde o günleri özlüyor musunuz?

Sürekli zamanın çok az olduğu empoze edilen, her şeyin çok hızlı ilerlediği bir zamanda yaşıyoruz. Bu “hızlı olmalıyız” duygusu herkesi sersemletiyor bence…Teknolojinin getirdikleri ve götürdükleri var. Bunu dengelemek yine insanın kendi elinde. İletişimin hızı arttı ama doğru iletişim kurulabiliyor mu, şüpheliyim. Zeka ile aklın işleyiş hızı ve akıl ile doğru düşünme arasındaki denge, daha hızlı olmak adına, güzel ve doğru aleyhine bozuluyor… Evet, sihirli radyo günlerinde doğdum,(Woody Allen’e saygılar) televizyonla büyüdüm,(neyse ki ilgimi çeken bir icat olmadı) kitapla beslenen bir kuşaktık, ruhumuzu müzik ve resimle parlatırdık. Ben Bulgaristan’da, Kircaali‘de doğdum.7yaşımda ilkokula başladığımda tek kelime Bulgarca bilmeden bir Bulgar okulunda eğitime başladim. 2 yıl boyunca sadece kitaplara gömülerek bu dili oğrendim ve dünya çocuk edebiyatını takip etmeye başladım. İllüstrasyonların farkına ilk bu yıllarda vardım.

İllüstrasyonun gözlerimden ruhuma işlemesi, 9 yaşıma kadar gerçekleşmişti bile. 1992 yılında ailemle birlikte Türkiye’ye göç ettik. Babama ressam olmaya karar verdiğimi söylemiştim. Resim ve illüstrasyon arasındaki farkı hissediyor ama tam dile getiremiyordum…Bu yetmezmis gibi bir de tipografisi ve amblemleri en iyi olan kitaplardaki başka noktalara dikkat etmeye başlamıştım. Grafik tasarım, baskı yoluyla çoğaltma ve bunun nasıl olduğu gibi konular da kafamı kurcalar oldu. Bir yandan da karikatür dergileri okumaya ve karikatür çizmeye başlamıştım. 13 yaşımda, dönemin efsane dergisi Gırgır’da, Oğuz Aral’ın karşısında bulmuştum kendimi ..

17 yaşımda Gırgır Dergisi’nde profesyonel olarak çizmeye başladığımda matbaa bölümüne geçip kağıt bobinler ve rotatifler arasında dolaşıyordum. O boya kokusunu hala unutamam. - Yıllar boyunca; Gırgır, Limon, Hıbır, Leman gibi mizah dergilerinde çalışmalarınız yer aldı. Bugün gelinen noktada, ülkemiz, birçok alanda olduğu gibi, karikatür ve mizah yayınları konusunda da en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Başbakan, kendisini eleştiren karikatürlere ateş püskürüyor, çizerlere yüklü tazminat davaları açıyor, bazı çevreler, söz konusu karikatürleri yayımlayan dergilere tehdit mesajları gönderiyor...

Dergi yapmak toplumsal bir sorumluluk da verdiği için, hep ilgimi çekti. Bir çeşit toplumsal kaliteyi artırma çabası. Ama bunu yaparken çok ince bir zerafet gerekiyor tabii ki. GIRGIR Dergisi’nin 500 binler tirajını yakaladığı dönemde her dergi sayısı en az 6 kişi tarafından okunurdu...Omuzumuzdaki müthiş büyük bir yüktü ve12 Eylül darbesi olmuştu. Darbe dönemine ilk ciddi eleştiri mizahçılardan geldi. Ben deTurgut ÖZAL’a hakaret etmekten yargılandım. Oysa politik bir eleştiriydi, 3-4 sene pasaport alamadim. Amacim da yurtdışında müzeleri dolaşmaktı. İndirekt anlatımlardan zekice yapılmış dolaylı anlatımlara yöneldik.

Turgut ÖZAL bizim çizdiğimiz karikatürleri gösterip IMF’den para dileniyordu. Kendimi sadece karikatürist olmak isterken, dergici olarak da buldum. Başbakanın mizah duygusu yoksa toplum basıcı bir yapıya evrilir. 12 Eylül döneminde bile bu kadar gazeteci ve karikatürist mahkemeye verilip yargılanmadı. Medya dünyasının tekelleşmesi bence mizah dergilerinin bağımsız duruşunun sonu oldu. Var olan dergiler de bir şeyleri es geçiyorlar, alt kültür gruplarının marjinal yayınları haline geldiler. Özetle "Mizahın olmadığı yerde yaşamak zor, ama her şeyin mizah olduğu bir yerde de yaşamak olanaksızdır" BERTOLD BRECHT - Buradan hareketle, ülkenizin ve dünyanın içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizden sonraki nesiller için nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz? Ben aslında iflah olmaz bir iyimserim ama küresel ısınma, enerji sorunları, modernite diye önümüze konan tüketim çılgınlığı, ideolojik ve dinsel ayrımcılıklar gibi gösterilen küresel paylaşım kavgaları elbette keyfimi kaçırıyor.

İletişim araçlarının bu kadar geliştiği bir dönemde bu kadar fazla fazla bilgi ve imge bombardımanı bir bilinç oluşturmamızın da önündeki en büyük engel durumuna geldi. Çağımızın en büyük paradoksu bence bu, bilgiye erişim bu kadar hızlanırken bilgimizin çokluğu da bilinç oluşturmamıza fayda sağlamıyor. Harika şeyler yapılıyor bu dünyada, ama arka planda olanlara baktığımızda, resmin tamamını gördüğümüzde, dünyayı mahfediyoruz. Bu bir saptama, karamsarlık olarak görenler varsa üzgünüm ama durum bu.

- İllüstrasyon çalışmalarınızda bilgisayarı ne sıklıkta kullanıyorsunuz? Dijital sanat anlayışını ortaya çıkaran teknolojik gelişmelerin, illüstrasyon sanatının özgünlüğüne ve samimiyetine darbe vurduğu görüşüne katılıyor musunuz?

93 yılından beri dijital ortama geçtim. Konvansiyonel tekniklere hakim olmak dijital ortamlarda aynı tadı yakalamak için bir avantaj. Layers kullanımı, spot channels, path gibi olanaklar eskiden rüyaydi şimdi gündelik hayatın sıradan bir gerçeği. Fotokopi makinası bile Neville Brody ile sanatta aykırı ve doğru nasıl kullanılıra bir cevaptır. Özgünlük ve samimiyet bence kafamızda başlar ve biter, araçların tabii ki önemi var ama içeriğine katkısını belirleyen ve seçimleri yapan temelde hala insan. Bir illüstratör arkadaşım İngiliz illüstrasyon ajansı aracılığı ile ABD’deki bir yayınevine Türkiye’den çocuk kitapları resimliyor. Tüm bu süreç mail, Skype gibi keşifler sayesinde bir kaç ayda sonuçlanıyor..

Şu aralar web siteme en çok üye Malezya’dan oluyor. Sanırım bir dergi veya blog benim siteyi tanıttı. İşte internetin sürekli kullanmama rağmen beni hala hayrete düşüren yönü bu. Dadaist’ler ve sürrealist tarafından kolaj estetiği sanat tarihindeki yerini aldığından bu yana,Masa üstü yayıncılık teknolojisi ve programlarının gelişmesi ile en yüksek seviyede kolaj estetiği ve manipilasyon duyarlılığına ulaşıldı. Form yaratmaya verilen önem yerine farklı formları başka bir düzlemde farklı bir şekilde düzenleyip bambaşka bir sonuç yaratmak için kullanmak kolaylaştı. Farklı fikir, stil ,tekniklerin ve kişiliklerin arasındakı sınırlar bir birine geçişmeye, belirsizleşmeye başladı artık. İllüstrasyon çalışmalarıma her zaman kağıt ve kalemle taslaklarını çizerek başlıyorum...( Bu her zaman böyle oldu ve her zaman da böyle olacak.) Bunlar arasından onaylananın final çizimini tamamlayıp tarayarak dijital ortama aktarıyorum. Amaca göre uygun program ve stilde renklendirmeyi Adobe Photoshop, Painter veya FreeHand programları ile yapıyorum. 10-12 yıl önce sulu boya, guaj, akrilik, air bruch ile yaptığım çalışmaları artık dijital ortamda wacom tablet kullanarak yapıyorum.

Bu malzemeler ve teknikler hakkında bilgi ve tecrübem olması dijital ortamda bu tatları ve stilleri yakalamamda işimi çok kolaylaştırdı. 90’lı yılların başlarında bilgisayarların kapasite düşüklüğü ve yazılımların henüz ihtiyaçlara tam cevap verememesi ilk başta bende hayal kırıklığıı yaratmıştı. Milyon renk henüz bir hayaldi o yıllarda. Fakat bugün ihtiyaçlarıma tam olarak cevap veriyorlar. 2.5 GHz G5 çift işlemcili bir Apple, Wacom tablet, konvansiyonel malzemelerimin yanında duruyor. İnternet hayatımı tamamen değiştirdi. Web sitesi portfolyom olarak herkesin de ulaşabileceği uzaklıkta duruyor. Taslaklar maille geliyor, maille gidiyor. Hatta artık bana daha cok zaman kalıyor. Dünyadaki illüstrasyon çalışmalarını daha yakından takip edebiliyorum,eğilimleri ve sevdiğim yabancı illüstratörleri takip etmem kolaylaştı. Son zamanlarda vektör illüstrasyonlar üzerine yeni teknikler araştırıyorum ve 3d animasyon için karakter tasarımlar yapıyorum. Corel Painter’la ara yüzü nedeniyle yaşadığım sorun (Yoğun olarak Adobe Photoshop kullananlar bilir, Painter sanki solaklar icin yapılmış gibi dururdu. Sanki başka bir işletim sistemi için yaratılmış gibiydi. (Neredeyse Maya’nın organik menü sisteminden daha karışık bir hali vardı.) son sürümünde aşıldı ve istediğim daha sıcak pentür havasını yakalayabilir oldum. 3D programları ve sanatçıları kayıtsız kalınamayacak kadar işi ilerlettiler. Artık bir ürün henüz üretim testleri aşamasında bile modellenip üzerindeki etiket uygulamalarını modelde QuickTime VR ile müşteriye sunabiliyoruz. Disiplinler arasındaki geçirgenlik öyle bir noktaya geldi ki, direnmek, uzak kalmaya çalışmak, muhafazakar ve gerici bir duruma düşmenize neden oluyor.

- Bize çalışma ortamınızdan bahseder misiniz? Masanızdan eksik etmediğiniz şeyler nelerdir?

Akrobat lambam, fırçam (Bruch Pen) kalem kağıtlarım ve bilgisayarım. Bir de her zaman müzik eşliğinde çalışırım...

- Odanızda neyin varlığına dayanamazsınız?

Kağıt ve kalemimin arasına giren hiç bir şeye...

- Türkiye'de yabancı ortaklıklı saygın reklam şirketleriyle prestijli markaların işlerini yapıyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında keyifli ve kazançlı bir çalışma süreci olduğu düşünülse de, derinine inildiğinde birçok sıkıntıyı da beraberinde getirdiğini söylemek mümkün. Türkiye'deki reklam ajanslarının çalışma biçimlerini, sanat yönetmenlerinin ve yaratıcı yönetmenlerin tutumunu ve genel olarak reklam sektörünün içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sektörün daha da güçlenmesi ve uluslararası arenada söz sahibi olabilmesi için hangi eksikler tamamlanmalı veya hangi hatalar düzeltilmeli?

Çalıştığım firmaların büyüklüğü veya küçüklüğünden öteye istenen işin benim için yeni bir şey olmasını ve bana bir şey katıp katmadığına dikkat ederim. Sınırlarımı zorlamayı severim. Yaptığım işin beni heyecanlandırması gerekir. 45 yaşındayım ve yeni yeni yaptığım işlerden memnun olmaya başladım. Kısacası oyun yeni başladı. İstanbul’da 20 yıl önce 40-50 illüstratör vardı, şu anda %70‘i işi bıraktı. Bunun nedenini sektör sorgulamalı. Sektörün daha da güçlenmesi ve uluslararası arenada söz sahibi olabilmesi için uluslararası normların bu ülkede de uygulanması gerekir. Çalışma biçiminden, bütçe sorunlarından, uygun olmayan sürelerden, günde 20 saat çalışan insanlardan, Paris’te yaşıyormuş gibi sonuçlar alması beklenemez. Eskiden bir annual hazırlamayı düşündüğümüz illüstratör arkadaşlarımızla artık bir mizah kitabı hazırlamayı düşünüyoruz. Adı da “Müşteri temsilcileriyle kahreden diyaloglar”. Türkiye'deki reklam ajanslarının çalışma biçimleri, sanat yönetmenlerinin ve yaratıcı yönetmenlerin konumu, satın almacılar ve müşteri temsilcilerinin seçimlerine kurban ediliyor. Bruce Mau’nun ”Gelişim İçin Tamamlanmamış Manifesto”sunu her gece yatmadan bir kez okumak gerekiyor bence.

- Ünlü Amerikalı sanatçı Norman Rockwell, "Bazı insanlar nezaket göstererek bana ressam diyorlar. Ben ise kendimi hep illüstratör olarak tanımlıyorum" diyor. Hem Türkiye'de, hem de dünyada, ressamlar ile illüstratörler arasında görünmez bir çizginin olduğu bilinir. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Kendine güveni ve mesleğine olan sevgisinden kaynaklanan bu alçakgönüllü cevap, illustrasyonlarında da hissettiğim humor duygusunu da içinde barındırıyor zaten.Tevazu ile üstünü hafifçe örttüğü nezaketli cevap benim de çok sık kullanmak zorunda kaldığım açıklamaya çok benziyor. Illüstrasyon basılabilen ve bilgi iletmek icin özel olarak üretilmiş tipografi ve mesajıyla birlikte bütünlük oluşturmak için yapılır. İllüstrasyon beklenenden değişik bir şey sunarak verilen bilgiye odaklanmayı sağlar. Yani bir anlamda “Dar alanda kısa paslaşmalar” diyebiliriz. - Gençliğinize geri dönme ve tüm hayatınızı dilediğiniz yönde yeniden şekillendirme şansınız olsaydı, şu an sahip olduğunuz veya belli sebeplerle olamadığınız şeyler hakkında neler yapardınız? Yaşadığınız ülke, yaptığınız iş, tanıştığınız insanlar gibi konularda ne gibi yenilik veya düzenlemeler isterdiniz? MÜGSF Grafik Sanatlar Bölümü mezunuyum ve illüstrasyonu seçmeli ders olarak okudum Çizim yeteneği önemli ama sadece bu yeterli değil. Amaca uygun çizim ve renkleme teknikleri konusundaki hakimiyet de önemli. Tasarımı yapan kurum veya kişi ile birlikte proje yürütebilme disiplini önemlidir.

Size gelmeden zaten konumlandırılmış olan bir fikri doğru olarak uygulayabilmek, sizin yeteneğiniz ve disiplininize kalmıştır. Tanıdığım bir sürü çizer arkadaşım bu noktadan sonra tıkanıp bu illüstrasyon çalışmalarının arkasını getiremeyip, sanatçı kişiliklerine bir baskı olarak algılamış ve bu alandan çekilmişlerdir. Bu etkileşimli çalışma sürecini doğru bir şekilde yönetmek gerekiyor. Öncelikle tasarım aşamasında konseptin gereği bir desene veya imgeye ihtiyaç duyuluyor ve buna cevap verecek şey gerçekten illüstrasyonsa bunu için, bunu uygun stilde çalışabilecek illüstratörü bulup, onunla bu çalışmayı yapmak gerekiyor. Bu sanatçının kişiliğiyle ilişkili bir şeydir. Hoşlandığı bir teknik veya konuda yetkinleşmesiyle bir stil yaratır. O stilde bir çalışmaya ihtiyaç duyan bir sanat yönetmeni doğru kişi oysa ondan işi yapmasını ister. Türkiye’de bu uzmanlık alanları henüz oluşmadı maalesef. Bir illüstratörden her konuda, her stilde iş istenebiliyor. Bunun nedeni de sektörün içinde hala bir illüstrasyon ajansının kurulamamasıdır. Bu ajansta farklı üslupta, tekniklerde ve alanlarda yetkinleşmiş illüstratörlerin olması seçenek oluşturacaktır. Doğru iş için doğru illüstratörle çalışmak gerekir. Bir illüstratörün her tarzda işe cevap verebilmesi imkansızdır, gereksizdir de. Böylesi bir kurumsallaşmayı hayata geçirmek isterdim. Ayrıca çocuk kitaplari ve çizgi filmlerle ilgili projelerim vardı, hala da var.Zamanım olursa hakkını vermek istiyorum. Şu anda 3D bir çizgi film projesi için karakter tasarımları yapıyorum.

- Yalnız illüstrasyon alanında kullanabileceğiniz sınırsız bir bütçeye sahip olsaydınız, nasıl bir projeye imza atmak isterdiniz?

(Örneğin; uluslararası bir illüstratörler meslek kuruluşu, bir illüstrasyon müzesi, dünyanın her ülkesinde şubesi bulunan illüstrasyon okulu, vb.)Bir illüstrasyon okulu kurardım, ama bu üniversite sonrası bir okul olurdu. Milton Glaser, Brad Holland,Gennadij Spirin veya Tadahiro Uesugi gibi ustalarin ders verebileceği bir yer.

- Bak Dergisi'nin 13. sayısında konumuz "Korku". Bu sözcük size neyi ifade ediyor?

"Korku"denince gözünüzde neler canlanıyor? Korku bilmediğimizdir, anlayamadığımızdır. Bu konudaki en iyi cevabı Krishnamurti verilmiştir. “Korkularımız gerçekliğin üzerini bir örtü gibi kaplayarak bizi yanılsamalara iter. Gerçek olmayanı gerçek kabul ederiz ve gerçek olanı da gerçek olmayan. Gerçekliğin bu çarpıtılmış algılanışına yanılsama ya da illüzyon denir. Bu yanılsama ise her zaman bölünme, çatışma, şiddet ve savaşı da beraberinde getirir.”

* Ropörtaj: Rastgele, BAK Dergisi Sayı:16